Eylül 2026 Veli Bülteni
Merhaba! Her eylül olduğu gibi bu yıl da yuvamızda tatlı bir değişimin heyecanı var. Bir zamanlar kapımızdan küçücük adımlarla giren bazı kuşlarımız büyüdü ve artık başka gökyüzlerine doğru kanat çırpıyor. Onların ardından bakarken hem gururlanıyor hem de birlikte büyüttüğümüz onca anıyı sevgiyle yanımıza alıyoruz. Onlşar da biz de çok iyi biliyoruz ki yuvadan uçmak, o yuvayı geride bırakmak demek değil. Mavi Çam, yolu bir gün buradan geçmiş bütün çocukları için hep burada olacak. Bu dönem yuvamıza yeni yavrular da katıldı. Önümüzde birbirimizi tanıyacağımız, oyunlar kuracağımız, sorular soracağımız, bazen anlaşamayacağımız, sonra yeniden yan yana geleceğimiz uzun bir yıl var. Çocuklarımız büyürken biz de onlarla birlikte değişmeye, öğrenmeye ve Mavi Çam’ı birlikte büyütmeye devam edeceğiz. Yeni dönemin çocuklarımız için bolca oyun, merak, dostluk, keşif ve kahkaha getirmesini diliyoruz. Yuvamıza yeni gelenlere “Hoş geldiniz,” kanatlanan kuşlarımıza “Yolunuz açık olsun,” burada büyümeye devam eden bütün çocuklarımıza ise “İyi ki yine birlikteyiz,” diyoruz. Sonrasında da ayın temasına geliyoruz. J Bu ayın teması, her eylülde olduğu gibi Mavi Çam ve Ben! Şimdi hafta hafta birlikte yapacaklarımıza bakalım.
Yeni eğitim döneminin ilk haftasında (31 Ağustos-4 Eylül) çocuklarımızla “Mavi Çam ve Ben” temamıza başlıyoruz. Bu yıl ilk haftayı iki temel düşünce etrafında kurduk: Bir topluluğun parçası olmak ve içinde yaşadığımız dünyayı merak ederek araştırmak. Çocukların okulla kurdukları ilişkinin yalnızca “burada ne öğreneceğim?” sorusuyla değil; “Burada kimlerle birlikteyim, buraya nasıl katkı sunuyorum ve çevremde olup biteni nasıl anlayabilirim?” sorularıyla da şekillendiğine inanıyoruz. Haftanın ilk günlerinde Mavi Çam’a yeniden bakacağız. Bay Horoz eşliğinde okulun farklı alanlarını dolaşırken bu kez bildiğimiz bir yeri yeniden keşfetmeye çalışacağız. Ardından “Mavi Çam’da Bir Şeyler Ters Gidiyor!” diyerek çocuklarımızı küçük bir problemle karşılaştıracağız. Elimize aldığımız görsellerde kurallar kaybolmuş, her yerde bir karışıklık… Koridorda koşan çocuklar, tuvaletlerin zemininde peçeteler… Çocuklarımız hazır kuralları dinlemek yerine, sorunları kendileri fark edecek; olası sonuçları tartışacak ve çözüm önerileri geliştirecekler. Buldukları çözümlerle de kendi “Mavi Çam Kurallar Haritamızı” oluşturacağız. Burada çocuklarımızın fark etmesini istediğimiz temel düşünce oldukça basit: Kurallar yalnızca yetişkinler istediği için değil, bir arada yaşayan herkesin kendisini güvende ve iyi hissedebilmesi için vardır. Topluluk olmak aynı zamanda birbirimizi fark etmek demek. Bu nedenle öğretmenlerimizin yalnızca gülümsemelerinin göründüğü fotoğrafları bostana saklayacağız. Çocuklarımız fotoğrafların izini sürecek, gülümsemelerin kime ait olduğunu bulacak ve onları öğretmenlerine götürecekler. Öğretmenlerimizin küçük ikramlarıyla karşılık vereceği bu buluşmayla yeni döneme sıcak bir başlangıç yapacağız. Haftanın ikinci büyük ayağını ise bilimsel merak oluşturacak. Çocuklarımızı hazır bilgilerin karşısına oturtmak yerine onlara araştırabilecekleri sorular vereceğiz. İlk sorumuz: “Çevremiz hakkında bilgiyi nasıl topluyoruz?” Çocuklarımız küçük gruplar hâlinde Duyu Dedektiflerine dönüşerek Mutluköy’ü araştıracaklar. Gözleriyle daha önce fark etmedikleri ayrıntıları arayacak, gözlerini kapatıp sesleri dinleyecek, kokuların izini sürecek ve farklı yüzeylere dokunacaklar. Dilimizi bahçeyi araştırmak için kullanıp kullanamayacağımızı tartışırken duyularımızı güvenli kullanmayı da konuşacağız. Topladığımız bütün verileri sınıfa taşıyarak ortak bir “Mutluköy Duyu Haritası” hazırlayacağız. Fakat bazen ilk gördüğümüz ya da hissettiğimiz şey bizi şaşırtabilir. “Aynı şey, aynı anda farklı hissedilebilir mi?” sorusuyla yapacağımız sıcak–ılık–soğuk deneyinde çocuklarımız aynı suyun iki ellerine neden farklı geldiğini araştıracaklar. Ardından görsel bir yanılsamayla karşılaşacak; farklı büyüklükte görünen iki daireyi ölçerek aslında aynı büyüklükte olduklarını keşfedecekler. Böylece çocuklarımız için oldukça önemli yeni bir soru ortaya çıkacak: “Gözümüz yanlış mı gördü, yoksa beynimiz mi farklı yorumladı?” Haftanın bilimsel yolculuğunu sınıfın zeminine çizeceğimiz büyük bir insan silueti üzerinde tamamlayacağız. Göz, kulak, burun, deri ve diğer duyu alanlarından beynimize uzanan iplerle sinirleri temsil edeceğiz. Çocuklarımız gerçek uyaranlardan gelen bilgileri sembolik olarak bu yollar boyunca taşıyacak ve şu ilişkiyi somut olarak görecekler: Uyaran, duyu organı, sinirler, beyin… Böylece yalnızca duyu organlarının isimlerini öğrenmekle kalmayacak; duyu organlarımızın çevreden bilgi topladığını, bu bilgilerin sinirler aracılığıyla beynimize iletildiğini ve beynimizin gelen bilgileri işlediğini konuşacağız. Bütün bunların arasında birlikte resim yapacak, oyun oynayacak, iş birliği yapacak; hazırladığımız Mavi Çam kurabiyelerini başka sınıflardaki arkadaşlarımıza ikram edeceğiz. Her grubun başka bir sınıfla paylaşacağı bu küçük ikramı, yeni dönemin küçük bir topluluk ritüeline dönüştüreceğiz. İlk haftanın sonunda çocuklarımızın iki önemli düşünceyle ayrılmasını umuyoruz: Mavi Çam’da yalnız değiliz; birbirimizin yaşamının bir parçasıyız ve çevremizdeki dünyayı anlamanın yolu merak etmekten, dikkatle gözlemlemekten, soru sormaktan, denemekten ve yeniden düşünmekten geçiyor. Yeni dönemde çocuklarımızın sadece daha çok şey bilen değil; birlikte yaşamayı önemseyen, merak eden, soru soran ve karşılaştığı bir durumun nedenini araştıran çocuklar olarak büyümelerine eşlik etmeyi diliyoruz.
Eylül ayının ikinci haftasında (7-11 Eylül) çocuklarımızla “Beni ben yapan şeyler neler?” sorusunun peşinden gidiyoruz. Bu hafta kendilik farkındalığını bedenimiz, geçmişimiz, ailemiz, zaman içinde değişen özelliklerimiz, benzerliklerimiz, farklılıklarımız, zorlandığımız alanlar ve hayallerimiz üzerinden ele alacağız. Üstelik bu kez araştırma konumuz oldukça özel: İnsanın kendisi. Haftaya aynalarla başlayacağız. Çocuklarımız kendi yüzlerini dikkatle inceleyecek; daha önce fark etmedikleri ayrıntıları arayacak, ardından arkadaşlarıyla eşleşerek yüzlerindeki benzerlikleri ve farklılıkları gözlemleyecekler. Kendi portrelerini oluştururken de hazır renklerden hareket etmek yerine aynaya bakıp malzemelerine kendileri karar verecekler. Böylece aynaya yalnızca kendimizi görmek için değil, gözlem yapmak ve veri toplamak için de bakacağız. Sonra araştırmamızın yönünü zamana çevireceğiz: “Ben hep böyle miydim?” Bebeklikten bugüne fotoğraflarımızı kronolojik olarak sıralayacak; bedenimizde, yapabildiklerimizde ve tercihlerimizde nelerin değiştiğini, nelerin devam ettiğini araştıracağız. Çocuklarımız için hazırlanan olası yetişkinlik görselleri ise bize başka bir soru sorma fırsatı verecek: “Gelecekte nasıl görüneceğimizi gerçekten bilebilir miyiz?” Böylece geçmişi gözlemleyebildiğimiz, bugünü bildiğimiz ancak geleceğe ilişkin görüntülerin birer tahmin olduğu üzerine düşüneceğiz. Araştırmamız üçüncü gün aile ağacımıza uzanacak. Çocuklarımız aile üyelerinin fotoğraflarını inceleyerek “Kimin saçı benimkine benziyor?”, “Kimlerin gözleri aynı renk?”, “Ailemizde tekrar eden özellikler var mı?” gibi soruların peşine düşecekler. Böylece aile ağacı yalnızca “Kim kimin nesi?”ni gösteren bir çalışma olmaktan çıkıp çocukların benzerlikler, farklılıklar ve kalıtım üzerine örüntüler aradığı küçük bir araştırmaya dönüşecek. Ancak “Ben kimim?” sorusunun cevabı yalnızca aynada gördüklerimiz ya da ailemizden taşıdığımız fiziksel özellikler değildir. Bu nedenle haftanın ilerleyen bölümünde çocuklarımız kendi “Benim Adam” haritalarını oluşturacaklar. Baş harflerinden oluşan bu hayali adalarda; aileleri ve önemli yerleri, sevdikleri şeyleri, iyi oldukları alanları, onları mutlu edenleri, öğrenmek istediklerini ve hayallerini sembollerle gösterecekler. Üstelik adalarında yalnızca güçlü ve güzel taraflara değil, onları zaman zaman zorlayan şeylere de yer olacak. Adalar tamamlandığında hepsini yan yana getirip bu kez birbirimize bakacağız: “Adalarımız neden farklı oldu?”, “Ortak bölgelerimiz var mı?”, “Bir arkadaşının adasında seni şaşırtan ne oldu?” Çünkü kendilik farkındalığını yalnızca bireyselliğin övgüsü olarak görmüyoruz. Çocuğun kendisini tanımasının yanında, başkalarıyla ortaklıklarını, farklılıklarını ve bir topluluğun içindeki yerini fark etmesini de önemsiyoruz. Bir insanın bazı özellikleri ailesinden gelir, bazıları zaman içinde değişir; bazılarını öğrenir, bazılarını seçer. İnsanların ortak yönleri de farklı yönleri de vardır. Kendimizi, geçmişimizden, ailemizden, ilişkilerimizden ve içinde yaşadığımız topluluktan tamamen ayrı düşünemeyiz. Haftanın sonunda araştırmamıza ailelerimizin çocukluklarından da bir pencere açacağız. Sizlerden gelecek çocukluk fotoğrafları ve okula başladığınız ilk günlere ait anılarla çocuklarımız, anne ve babalarının da bir zamanlar çocuk olduğunu görecek; kendi deneyimleriyle sizinkileri karşılaştıracaklar. Bu hafta programımızda bilimi, düşünme biçimi olarak bütün haftanın içine yerleştiriyoruz. Çocuklarımız gözlem yapacak, karşılaştıracak, sınıflandıracak, geçmiş ile bugün arasındaki değişimi inceleyecek, aile ağacında örüntüler arayacak, tahmin ile bildiğimiz şey arasındaki fark üzerine düşünecek ve görünmeyen özelliklerini bir harita/model üzerinde temsil edecekler. Ve bütün bu küçük araştırmalar haftanın sonunda tek bir büyük soruda birleşecek: “Sence insanı ‘kendisi’ yapan şeyler nelerdir?” Bu sorunun tek bir doğru cevabını aramıyoruz. Çocukların kanıtlara bakmasını, bağlantılar kurmasını, soru sormasını, kendi fikrini oluşturmasını ve arkadaşlarının başka türlü düşünebileceğini fark etmesini istiyoruz
Eylül ayının üçüncü haftasında (14-18 Ağustos) yavrularımızla arkadaşlık üzerine çalışacağız. Bu hafta arkadaşlığı birbirimizi fark etmek, birlikte düşünebilmek, yardımlaşmak, farklı fikirlerle yan yana kalabilmek ve ortak bir şey üretebilmek üzerinden ele alacağız. Haftaya Görünmez İp kitabıyla başlayacak, sınıfça oluşturacağımız ağ üzerinden insanlar arasında gözle göremediğimiz bağlar üzerine düşüneceğiz. Ardından “İki Yakanın Köprüsü” hikayesi ile çocuklarımızı küçük bir problemle karşı karşıya bırakacağız: Ellerindeki malzemeleri kullanarak hep birlikte karşıya geçmenin bir yolunu bulabilecekler mi? Öğretmenin çözümü göstermediği bu çalışmada çocuklar planlayacak, deneyecek, gerektiğinde bozup yeniden kuracak ve birbirlerinin fikirlerinden yararlanacaklar. Arkadaşlık Zinciri çalışmamızda ise yardım etmenin yalnızca bir arkadaşımızın yerine bir işi yapmak olmadığını; bazen önce onun neye ihtiyacı olduğunu anlamamız gerektiğini konuşacağız. Çocuklar bazen yardım eden, bazen de yardıma ihtiyaç duyan taraf olabileceğimizi keşfedecekler. Hafta boyunca ortak sanat çalışmalarımız da olacak. Çocuklar bazen bir arkadaşlarının başladığı resmi devam ettirecek, bazen kendi parçalarını diğer çocukların parçalarıyla birleştirerek ortak bir ürün oluşturacaklar. Böylece “benim yaptığım” ile “birlikte yaptığımız” arasındaki ilişkiyi doğrudan deneyimleyecekler. Haftanın sonunda ise arkadaşlığı küçük bir bilimsel araştırmaya dönüştüreceğiz. İki farklı rengin birleştiğinde ne olacağını önce tahmin edecek, ardından renkleri gerçekten karıştırarak sonuçlarını gözlemleyeceğiz. Kendi renkleri kaybolmadan, iki rengin buluşmasından yepyeni bir rengin ortaya çıkabildiğini göreceğiz. Bu nedenle haftanın sosyal-duygusal çalışmalarının altında aynı zamanda güçlü bir düşünme hattı ilerleyecek: gözlemlemek, tahmin etmek, denemek, başka birinin fikrini dinlemek, birlikte çözüm üretmek ve ortaya çıkan sonucu değerlendirmek. Çocuklara “İyi arkadaş nasıl olunur?” sorusunun hazır cevaplarını vermek yerine, bu hafta arkadaşlığın nasıl kurulduğunu, sürdürüldüğünü ve birlikteyken nelerin mümkün hâle geldiğini deneyimlerinin içinde keşfetmelerine eşlik edeceğiz.
Eylül ayının son haftasında (21-25 Eylül) çocuklarımızla bir süredir adım adım yaklaştığımız önemli bir soruyu ele alacağız: “Mavi Çam’ı Mavi Çam yapan nedir?” Çocuklar için okul ilk bakışta sınıflar, bahçe, oyuncaklar, kitaplar ve tanıdık köşelerden oluşan fiziksel bir yer. Bu hafta bu bakışı biraz genişletecek; bir mekânın, içinde yaşayan insanlar ve onların birbirleriyle kurdukları ilişkilerle nasıl bir topluluğa dönüştüğünü araştıracağız. “Boş Okul” çalışmamızda çocuklarımız Mavi Çam’ın insansız fotoğraflarından yola çıkarak önce neyin eksik olduğunu düşünecek, ardından kendi çizdikleri insanları bu mekânlara yerleştirerek değişimi gözlemleyecekler. Sonrasında soruyu kendimize çevireceğiz: “Peki ben Mavi Çam’a ne getiriyorum?” “Görünmez Çantam” çalışmamızda çocuklarımız neşe, merak, fikir, oyun, soru, yardım, cesaret ve arkadaşlık gibi elle tutulamayan ama birlikte yaşadığımız yeri değiştiren katkılar üzerine düşünecekler. Böylece bireysel özellikleri yalnızca “beni ben yapan şeyler” olarak değil, içinde bulunduğumuz topluluğa taşıdığımız şeyler olarak ele alacağız. Bu hafta Mavi Çam’a bir de matematiğin gözünden bakacağız. Çocuklarımız okulumuza ilişkin tahminlerde bulunacak, ardından ağaçları, pencereleri, kitapları ve farklı alanları gerçekten sayarak tahminleriyle sonuçları karşılaştıracaklar. “Ben böyle düşünüyorum” ile “saydığımızda elde ettiğimiz sonuç bu” arasındaki farkı deneyimleyecek; ölçme, karşılaştırma ve veri toplama çalışmalarında Mavi Çam’ın kendisini bir matematik materyaline dönüştüreceğiz. Ayın sonunda ise bakışımızı biraz ileriye çevireceğiz. Bir yıl sonraki Mavi Çam nasıl olacak? Biz burada olacak mıyız? Bizden sonra kimler gelecek? Çocuklarımız kendilerinden sonra bu sınıfta olacak çocuklara küçük notlar ve resimler bırakacaklar. Böylece “gelecek” kavramını yalnızca zamanın ilerlemesi olarak değil, bizden önce gelenler, bugün burada olanlar ve bizden sonra gelecekler arasındaki süreklilik üzerinden düşünmeye başlayacağız. Haftanın sonunda çocuklarımıza Mavi Çam’ın ne olduğunu hazır bir cümleyle anlatmak istemiyoruz. Bunun yerine okulu tanımalarını, kendilerini ve arkadaşlarını onun içinde düşünmelerini ve sonunda şu soruyla baş başa kalmalarını istiyoruz: “Mavi Çam bizim yuvamız, bizden sonra başka çocukların da yuvası olacak. Peki biz buradayken Mavi Çam’a ne katabiliriz?”
Ayın sonunda çocuklarımızdan Mavi Çam’ın ne olduğuna ilişkin büyük cevaplar beklemiyoruz. Bizim için çok daha kıymetli olan; çocuğun okulun içinde “Ben buradayım, arkadaşlarım burada, öğretmenim burada ve burada birlikte bir şeyler yapıyoruz” duygusunu giderek daha güçlü biçimde yaşayabilmesi. Eylül ayını, Mavi Çam’ın yalnızca geldiğimiz bir yer değil, birlikte yaşadığımız bir yer olduğunu hissederek tamamlayacağız. Hepimiz için sıcacık, neşeli, bol oyunlu bir Eylül olsun!





